Hayatın İçinden Haberler…

2016 ve Sonrası Türkiye’nin Suriye ve Esad Politikası…

Türkiye’nin Yeni Dönemdeki Suriye ve Esad Politikalarına Tarafsız ve Objektif Bir Bakış…

2016 ve Sonrası Türkiye’nin Suriye ve Esad Politikası…
Bu haber 28 Mayıs 2016 - 16:27 'de eklendi ve 930 kez görüntülendi.

Türkiye ve Suriye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemler içerisinde gayet iyi ilişkiler içerisinde yürüyen bir politikaya sahipti. Vizesiz giriş çıkış anlaşmaları ticaret anlaşmaları ve Ailecek Esad ve Erdoğan’ın yaptıkları Antalya tatili ve birlikte izlenilen maçların ardından sıkıntılı süreçlerin yaşanmasının sebebi nedir? Türkiye Suriye konusunda elinden gelendi yaptıktan sonra mı düşman olarak Esad’ı gördü? Esad’ın Türkiye’den istediği neydi? İşte tüm bu sorulara cevap vermeye çalışacağız. Bahsettiğimiz gibi Türkiye Suriye İlişkileri Ahmet Davutoğlu Dış İşleri Bakanı olduğu süreçte oldukça sıcak ve yakın olarak yürümekte idi. Türkiye’nin “0” sorunlu dış politika benimsemesinin de gereği olarak geçmiş ile ilgili olan bütün sorunlara perde çekilmiş ve iki ülke arasında vizesiz geçiş ve ticaret anlaşmaları yapılmıştı. Hatta öyle ki iki ülkenin sınırlarının tamamen ortadan kaldırılması, neredeyse birleşmesi konuşuluyor hale gelmişti. Tarihsel bağların da getirdiği bu sıcak ortam aslında hepimizi neşelendirmiş müslüman ülkelerin biraraya geliyor olmasından tarifsiz bir heyecan duymuştuk. Tarihsel bağlarımızın bize öğretmiş olduğu şey eğer müslüman ülkeler biraraya gelirse dünyada tek güç haline gelebilecekleriydi. Rahmetli Başbakan Necmettin ERBAKAN’ın da D-8 (Developing 8 Countries) Gelişen Sekiz Ülke birleşmesinin de altında bu inanç yatıyordu. Hatta daha da geriye gidecek olursak Abdülhamit Han’ın Ümmetçilik Politikası da buna dayanmakta idi. Hal böyle iken Erbakan’ın bir talebesi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın müslüman ülkelerle giriştiği bu tarz iyi ilişkiler, acaba Milli Görüş çizgisi devam mı ettiriliyor düşüncesini doğurmuştu. Bu kimileri için bir sevinç kaynağı kimileri için korku vesilesi olmuştu.

Arap Baharı’nın gelişmesi Türkiye’nin bu noktada aldığı rol bakımından epeyce karmaşık bir hale dönüşmüştü. Dün dostları olan ülkeler halkların direnişi ile karşılaşmış Türkiye ise Uluslararası Hukuk gereği bu karışıklığın durdurulması ile alakalı çalışma yürütmek yerine taraf olmayı tercih etmişti. Üstelik bu taraf olma deyimi ise çok kompleks bir yapıda gerçekleşti. Suudi Arabistan’da olan ayaklanmalara karşı devletçi, Mısır, Suriye, Libya ayaklanmalarında ise Halkçı bir tutum sergilendi. Aslında bu ayaklanmaların organizesinin sebebinin halkın diktatörlere olan mücadelesi mi yoksa yeni diktatörler için geçiş süreci mi olduğu ise yavaş yavaş aralanan bir konu olmuştur. Bu gün Mısır’da halkın seçilmiş Cumhurbaşkanının hapiste olması ve darbe ile başa gelen bir komutanın ülkeyi yönetiyor olması Mübarek’in gitmesini anlamsız hale getirmiştir. Bu gün Suriye’de ise Türkiye aldığı rol itibari ile muhaliflere birçok noktada hatta silah yardımında bulunmakta, devrim ordularından kaçan mültecilere kucak açmaktadır. İnsani olarak elbette yardım noktasında yapılması gerekenlerin yapılması elzemdir. Fakat Türkiye Esad’ı bir Devlet Başkanı olduğunu unutup düşman olarak ilan etmesi yapılabilecek en büyük yanlıştı. Ve maalesef Suriye Devlet Başkanı Türkiye tarafından düşman ilan edildi. Amerika ve AB ile girişilen dostluklar bizi çözüm yerine tıkanmaya soktu. Çünkü bir ülkenin Devlet Başkanı bir konuda yanlış karar veriyor ise eğer iletişim halinde iseniz gidip yanlış yapılan konuları görüşmek istişare etmek gerekmektedir. Arabuluculuk yapmak gereklidir. Ama iletişim kanallarını tıkayarak düşman edilen bir ülke milletine zulüm ederse elimizi kolumuzu bağlayıp sadece izleyebilir duruma geliriz. Üstelik Esad’ın da ülkenin demokratik düzene geçmesi için Türkiye’den defaatle destek istediğini bilmekteyiz.

Bu sorunlar maalesef ki insanların daha çok ölmesine ortadoğunun daha çok karışmasına sebebiyet vermektedir. Aslında müslümanların biraraya gelerek çözmesi gereken konular, uluslararası devletlerin okyanusların arasından gelerek daha çok silah ve bomba yağdırarak daha çok kanın dökülmesi ile noktalanıyor. Türkiye ise bölgenin lider devleti olarak tarihsel liderliğini de kullanarak iletişim halinde dostça yoksa ümmetçe müdahale şansına sahipti. Tabi bu bütün ortadoğuyu Suriye’yi karşısına almadan önceydi.
suriye-siniri

24.10.1987 İstanbul Doğumlu.
Marmara Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı Mezunu
Evli ve 3 Çocuk Babası / Uzmanlık Alanı : Gündem ve Siyaset
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
web counter free